plazma - amatör bilgisayar kültürü

Kuyu, Taş, ve Kırk Akıllı

Bilgem 'Nightlord' Çakır

Atasözünü bilirsiniz. “Bir deli bir kuyuya bir taş atmış, kırk akıllı çıkaramamış”. 7d9’un hemen ardından gelen günlerde, Megablast ile ilgili, Türk scene olarak halimiz tam olarak da buydu.

Bu süre zarfında pekçok insan irili ufaklı çeşitli doğrular ve yanlışlar yaptı. İnanılmaz sebep sonuç ilişkilerinden, düpedüz kötü niyetli algılayışlara kadar çok çeşitli şeyler söylendiğini duydum. Bunların hepsini bir değerlendirme yazısına sığdırmak mümkün degil. Böyle bir değerlendirmeyi de zaten herkes kendi çapında yapıyor.

Fakat ben enteresan bir konumda bulunuyorum. Bir yandan organizayona çok yakınım, bir yandan Bronx’u çok sevip sayarım, bir yandan bu sahte demo olayında mağdur olan yarışmacılardan biriyim (ki bu mağduriyet sonradan ortadan kalktı), bir yandan bronx ve organizasyon dışında kalan camiadaki pek çok insanla bu konu hakkında uzuun uzun konuşma imkanım oldu.

Bütün bunların sonucu olarak bu olayda sahip olduğum bilgi ve yaptığım gözlemlere dayanarak söyleyebileceğim çok da şey var.

Ki bunların bir kısmını hali hazırda forumda söyledim. Bu yazıyı yazma sebebim bu konudaki görüşlerimin Plazma aracılığıyla tarihe not düşülmesini istemem. Benzer isteği olan herkes de bana yazılarını gönderebilir ve (saygı çerçevesinde kalındığı sürece) yayınlarım.

1. Kişi mi Eylem mi

Bu tarz değerlendirmelerde kişi ile eylemi birbirinden ayırmak esastır. Adaletin bir numaralı kuralı budur: Başka bir deyişle “bir eylem doğru veya yanlıştır”. Eylemi yapan kişinin kim olduğundan bağımsızdır bu. Örneğin hırsızlık eylemi yanlıştır. Hırsızlığı yapan süper iyi bir doktor ise de yanlıştır, uyuşturucu tüccarı ise de yanlıştır. Burada da eylemler hakkında konuşuyorum. Ama geçen süre zarfında bu konularda suçlama ibresinı çok geniş bir yelpazede değişik yerlere baktıran nice arkadaşla tartıştığımda hep dönüp dolaşıp bu konuda yanlış yaptıklarını görüyorum. Kişiyi ve eylemi ayıramama. Bu iki şekilde vücut buluyor:

  1. Ya kişiye olan sevgi/nefret ile eylemi hafife alma/abartma

  2. Ya da eylemdeki yanlışı komple kişiye maledip kişiyi ve onun bütün eylemlerini karalama/yerme

Yani aynı temel ilişkilendirme hatası insanları taban tabana zıt sonuçlara vardırıyor. Bu hatanın yapılmasının sebebi de basit. Hataları veya doğruları kişiye mal etmek daha kolay. Daha konforlu. Eylemleri tek tek değerlendirmeye çalışmak ve bunu yaparken kişiye karşı hissedilenleri hesaba katmamak daha büyük çaba gerektiriyor. Ama adil olmanın bedeli de bu.

2. Bronx

Demonun kesin olarak sahte olduğunu düşünüyorum. Bunun scenede yapılabilecek en büyük ayıplardan olduğunu düşünüyorum. Bu ayıp önce o yarışmaya katılan ve adilce yarışan diğer yarışmacılara (ki aralarında ben de varım) ardından da bütün scene’e karşı bir ayıp. Bunun sonrasındaki organizasyonu suçlayan tavır da ekstra yanlış oldu. Bu yüzden organizasyon gereksiz yere ateş altında kaldı. Dolayısıyla bana göre bu yaşanan olaylar dizisi içinde en büyük yanlış Bronx’a ait.

Bu arada şunu da ifade etmek gerekir. Burada hep Bronx olarak hitap ediyoruz ama Bronx büyük bir grup ve bu olaylarla uzaktan yakından ilişkisi olmayan pekçok Bronx üyesi de var. Bana göre bu sahte demo olayında suçu apaçık ortada olan kişi demonun “coder”ı olan Gnostic’tir. Grafik dizaynı yapan Turbo’nun ve partide “kodlar onun Mac’inde kaldı” denerek olaya dahil edilen Vigo’nun bu olayda ne kadar payı olduğuna dair elimizde subjektif tahminlerden başka birşey yok. Ki bu belirsizlik Vigo’nun “kol kırılır yen içinde kalır” politikasının etkisiyle hiç bir zaman da temizlenmezmiş gibi görünüyor. Ama bu üç isim dışında kalan Bronx memberlarının ben konuyla uzaktan yakından alakası olmadığına inanıyorum.

3. Organizatörler

Organizasyonun bana göre iki hatası oldu:

Bence en büyük hataları ürünün diskalifiyesinden geri dönmekti. Boş yere kendi omuzlarına yük almış oldular. Bronx’u kolladıkları yolundaki düşüncelere meydan verdiler. Bunu organizatör arkadaşlarla sonra çok konuştuk. Onların da kendilerine göre geçerli sebepleri var ancak hala bu konuda ben yaptıklarının hata olduğunu düşünüyorum.

Bana göre bir diğer hata ise forumda olayı sorgulayan Ref/Crescent ile olan diyaloğun gereksiz tırmanışı oldu. Bu konuda söylenecek çok birşey yok. Neyse ki sonraki yıllarda bu esnada oluşan zararın biraz onarıldığını gördük.

Bunun dışında ben organizasyonda bir hata görmüyorum. Organizasyonda kötü niyet arayanlar, neden bahsettiklerini bilmiyorlar. Az veriden çok yorum çıkarıyorlar.

4. Camia

Bunların yanında Bronx’un yaşadığı itibar kaybının da haddinden fazla olduğunu düşünüyorum. Yıllardır onlarca platformda yüzlerce ürün yapmış bir grup hakkında sanki bütün ürünleri sahteymiş gibi söylemler yapılıyor.

Bunu biraz Bronx grubunun Türkiye’de “sevmeyeninin” çok olmasına bağlıyorum. Son on yılda özellikle partilerde ve scene ortamında Bronx herkesten büyük itibar görürken, içi içini kemiren bir grup insan Megablast olayını fırsat bilip Bronx karalıyor. Böyle kötü niyeti olmayan kimileri ise bu karalama ortamından etkileniyor.

Bronx’un yaptığı bu yanlış herşeyden önce bir “demoscene yanlışıdır”. Bu demoscene yanlışının gazıyla yaptıkları birçok demoscene doğrusunu hiçe sayanlar boş yere gaza geliyorlar.

Beni bir diğer rahatsız eden şey de, bu olaylarda Bronx veya organizasyon hakkında eleştirisi olan pekçok kişinin konu hakkında hiç ortaya açık açık birşey yazmaması. Karşılıklı yazışarak fikirlerin çarpıştırılabileceği ortamlara girmemesi (ki Bronx da hiçbir şeye cevap vermeden yok olarak aynı hatayı yaptı). Uğur Mumcu’nun çok güzel bir sözü vardı: Tartışılmayan fikirler kör inançlara dönüşür.

5. Vigo'ya Dair

Burada Vigo ile ilgili özel bir parantez açmam lazım.Bütün bu olaylara baktığımda beni gerçekten üzen olay, Vigo'nun yaşadığı sceneden kopmadır. Bana göre 2000'li yıllarda Türk scene'ine en çok fayda sağlamış kişilerden biridir. Bu sürede bu scenede olmuş hangi iyi olaya bakarsanız arkasında bir kenarında Vigo'yu bulursunuz. Türk scene'indeki her olumlu olaya, her başarıya da herkesten çok sevinen odur.

Türkiye'de şu an partilere gelen kitlenin çoğu Vigo'yu partilere gelip güzel nostaljik hikayeler anlatan hoş sohbet bir adam olarak bilir. Onun eski ballı disket hikayelerine güler. Gaz konuşmalarını bilir. Ama ballı disket hikayeleri buzdağının görünen yüzüdür. Vigo'nun önemi bunun çok ötesindedir.

Yurtdışındaki scene ile ilişkide olanların (özellikle de yurtdışı platformlarda demo yapıp yarıştıranların) çok iyi bildiği gibi demo yapmakla iş bitmiyor. O demonun nasıl algılandığını en çok belirleyen şeylerden biri de demoyu yapan grubun ne kadar sevildiği ne kadar çok PR'ının yapıldığıdır. Bunun yanında futboldaki "ülke puanı" gibi bir kavram da soz konusudur. Değişik ülkelerde değişik sayıda grup ve scene takipçisi olduğu için bazı ülkelerdeyseniz daha avantajlısınızdır.

Gruplar kendi PR'larını bir yere kadar yapar. Genelde asıl PR'ı yapan bazı populer, belirleyici ve çok bağlantısı olan, bir nevi "hub" diyebileceğimiz insanlar vardır. Yurtdışından örnek verirsek Sir Garbage Truck, Bacchus, H2O bunlardan bazıları. Bunlar aynı zamanda kendi içinde de bir ağdır. Birinin sevip desteklediği grupları diğerleri de destekler.

İşte Vigo bu iç çembere girmiş tek Türk scenerdır. Bugün Glance gibi Türk grupları uluslararası platformda boy gösterdiklerinde işlerini bir nebze kolaylaştıran bir zemine sahipler (ki algılanış bakımından Türk grupları hala bir İsveçli veya bir Alman gruptan çok daha dezavantajlı başlar). Bu zemini bir nebze olsun kolaylaştıran en önemli faktörlerden biri Vigo olmuştur. Bugün dünyanın herhangi bir yerindeki bir partiye gidin, sizi "Vigo'nun arkadaşı" olduğunuz için kucaklayan eski ve köklü scenerlara rastlarsınız.

Demoscene'de ürün sayınız ve kaliteniz çok önemlidir. Çoğu zaman buna dayalı bir ağırlığınız olur. Bunun her zaman haklı olmayabilir (mesela bu yazının en başında bahsettiğim "eylemin kişiden bağımsızlığı" ilkesi ile ters düşer) ama burada olması gerekeni değil olanı ifade edecek olursak durum budur.

Bunun sonucu olarak su anki Türk scene camiasındakilerden "2000'lerde Vigo'nun kodladığı demo var mı?" diye bakıp sonra da vigo'nun ağırlığını yanlış ölçenler var. Halbuki bu hesap yukarıda anlattığım Vigo'nun yurtdışı etki alanını hesaba almıyor. Ayrıca bu tarz bir artı değeri ölçmek demo saymak ve demonun creditlerine bakmaktan daha zordur. Malesef bu gözlemleri yapan çoğu kişinin de demo yapmayan, yurt dışı partilere gitmeyen, ve sizinkinden çok daha dandik demoların sizden on kat fazla şak şakçısı olmasının ne demek olduğunu bilmeyen insanlar olması hesap hatalarını artırıyor.

Bu hesapları doğru yaptığınızda Vigo'nun yalnızca süper iyi bir insan olması ve bire bir Türk scenerlara verdiği desteğin ötesinde çok daha önemli bir rol oynadığını anlarsınız. Bütün bu sebeplerden ötürü ben ilk partim rehberinde Vigo'nun Türk scene'inin mihenk taşı olduğunu söylemiştim. Hala da bu tespitimin arkasındayım. Üstelik Breakpoint 2009 ve 2010 ile Scene.org Awards'da gördüklerim bu tespitime olan inancımı daha da kuvvetlendirdi.

Umarım Vigo'nun içinde herzamanki yerini aldığı ve bunun öneminin de herkesçe daha iyi anlaşıldığı günler de gelecek.

6. Sonuç

Biliyorum biraz Hıncal Uluç gibi oturduğu yerden “şu yanlış”, “bu doğru” falan tadında bir yazı oldu. Ben böyle yazılar yazmam, ama bunu yazmam gerekti.

plazma - (2006 - 2011)